All posts by “Bir Gençlik Çalışanı

comments 6,217

BİR PROJENİN HİKAYESİ

1. Proje Planlaması

Benim gibi kurum/kuruluş temsilcileri proje planlama sürecine başlarken “Sorun Analizi” denen bir yöntem kullanırız. Bu yöntem ile çevremizde, çalıştığımız kurumda veya yaşadığımız toplumda gördüğümüz sorunları masaya yatırarak analizini gerçekleştiriyoruz.

Bu analiz sonrasında ise; bizlerin “Hedef Analizi” dediğimiz sürece geçeriz. Bu analizin amacı projemizin ana fikrini belirlemektir. Proje fikrimizi belirledikten sonra yararlanmak istediğimiz alanın başvuru formunu doldurmaya başlarız. 

Başvuru formları genellikle 40-60 sayfa arası olmaktadır. Başvuru formunda;

  • Projemizin amaçlarını,
  • Faaliyet Planını,
  • Tarihlerini,
  • Bütçesini,
  • Ortaklarını,
  • Değerlendirme yöntemlerini,
  • Sonuçların yaygınlaştırılması,

vb. başlıkları planlayıp yazmaktayız. 

Bu süreç projeden projeye değişiklik gösterebilir ancak ortalama 3 ay sürmektedir.

2. Bekleme Süresi

Projemize başvurduktan sonra Türk Ulusal Ajansı’nın değerlendirme süreci başlar. Bu süreç 3-6 ay arasıdır ama son yıllarda Türk Ulusal Ajansı’nın hiç 3 ay içerisinde proje sonuçlarını açıkladığını görmedik. 

Bu süreç genellikle 6 ay sürmektedir.

3. Sonuçların Açıklanması

Türk Ulusal Ajansı başvuru sonuçlarını açık bir belge şeklinde yayınlar. Başvurumuz hibelendirildiyse bu listede proje numarası, proje adı, kurum adı ve bütçesi yer alır. Eğer projemiz bütçe almaya hak kazanamaz ise proje maceramız burada biter. 

Projemiz bütçe almaya hak kazanan projeler arasında yer alıyorsa, sonraki aşamalara geçeriz.

4. Sözleşme İmzalanması

Başvurumuzun olumlu sonuçlanmasının ardından hemen hibe sözleşmesi imzalanması aşaması başlar. Hibe sözleşmesi proje yürütücüsü kurum ve Türk Ulusal Ajansı arasında olmaktadır.

5. Projenin Başlangıcı

Genellike siz katılımcıların bilmediği bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bizler için proje süresi 3-24 ay arası sürer. Siz katılımcılar genellikle proje süresi olarak bildiğiniz olay aslında faaliyet süresidir. Bir proje faaliyetlerden oluşmaktadır. Bu faaliyetler; planlama, hazırlık, uygulama, değerlendirme, yaygınlaştırma vb. olabilir. 

Sizlerle paylaştığımız ve katılımcı aradığımız kısım uygulama kısmıdır. Faaliyet süresi de proje türüne göre değişmektedir. 

6. Planlama – Hazırlık

Projenin içeriği veya türü ne olursa olsun proje başlar başlamaz bizlerin planlama ve hazırlık aşaması başlar. Bu aşamada projede gerçekleştirilecek olan her faaliyetin tüm detayları ele alınır. Bunlar genel olarak;

  • seyahat
  • konaklama
  • vize
  • sigorta
  • özel ihtiyaçlar
  • eğitmen
  • mentör
  • malzemeler
  • katılımcıların belirlenmesi

vb. şeklindedir.

Bu süreç projenin içeriğinde bağlı olarak ortalama 3 ay kadar sürmektedir.

7. Faaliyet

İşte sizlerle sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda paylaştığımız aşamaya geldik. Yani sizlerle paylaştığımız projelerin uygulamasına bizler faaliyet diyoruz.

Bu aşamaya gelene kadar ortalama 12 ay süre geçmektedir.

8. Değerlendirme

Her proje süreci ve faaliyeti ayrı ayrı değerlendirmeye tabii tutulur. Bu değerlendirme kurum içersinden bir personel tarafından yapılacağı gibi dışarıdan bir gözlemci tarafından da yapılabilir. Bu süreçte kurumlarımız genellikle iç değerlendirmelerini faaliyetlere katılan katılımcılar ile birlikte planlarlar.

9. Kapanış

Her projenin bir sonucu vardır. En başta sizlere bahsettiğimiz gibi projeler bir sorun üzerine planlanır ve hedefler oluşturulur. Proje kapsamında gerçekleştirilen faaliyetler bu hedeflere yöneliktir ve değerlendirme süreci sonrasında bir sonuç ortaya çıkar. Bu sonucu ilgili aktörler ile paylaşmak ve yaygınlaştırmak adına bu faaliyet başlığı planlanıp yürütülür. Bu sayede benzer sorunlar yaşayan veya benzer hedefler için çalışan aktörler neler yapmaları gerektiklerini öğrenmiş olurlar ve iyi uygulama örneği olarak projemizi kullanabilirler.

Sizlerle bu süreci uzun zamandır paylaşmak istiyordum. Ancak iş yoğunluğu nedeniyle ancak şimdi hazılayabildim. Umarım bir proje koordinatörünün bir proje için harcadığı emekleri görmüş olursunuz. Herkes için projeler gerçekleştirip güzel sonuçlar elde edebileceğimiz çalışmalar planlamaya devam edeceğiz.

Bir Projenin Hikayesi adlı serinin sonuna geldik. Çok kısa ve net tutmaya çalıştım. Sizler için bilgilendirici olacağını düşünüyorum.

comments 21,408

BAŞVURULARINIZ İÇİN İPUÇLARI

1. Europass Özgeçmişi kullanınız.

Erasmus+ Gençlik Programlarında yaygın olarak kullanılan format Europass’dir. Bu nedenle başvurularınızda Europass Özgeçmiş formatını kullanmazsanız genelde başvurularınız kabul edilmez. Europass’ın sitesinden kolayca hazırlayabilirsiniz. Özgeçmişinizi hazırlarken en ufak detayları bile yazmanız gerektiğini unutmayınız!

2. Motivasyon Mektubunuz çok uzun olmasın!

Motivasyon mektuplarını incelediğimizde genellikle ya çok kısa ya da çok uzun olduğunu görmekteyiz. Motivasyon mektubunuzu hazırlarken 12 (on iki) punto yazı karakterinde 1 (bir) sayfayı geçmemesine özen gösteriniz. Klasik yazı tiplerinin dışına çıkmamanızı tavsiye ederim. Benim tercihim “Helvetica” yazı tipidir.

3. Motivasyon Mektubunuzu başvurduğunuz projeye göre hazırlayınız.

Gençlerimiz projelere başvururken bir kez motivasyon mektubu hazırlamanın yeterli olduğunu düşünüyorlar. Bu yanlış bir düşüncedir. Motivasyon mektuplarınız projenize özel olsun!

4. Gereksiz görsel kullanmayınız.

Motivasyon mektubu ve özgeçmiş hazırlarken görsel eklemenizi tavsiye ederiz. Ancak bu görselleri abartmayınız. Amacına uygun görseller tercih ediniz. Bir kafede oturan 5 arkadaş fotoğrafı kimseyi etkilemez. Ama at binerken veya keman çalarken bir fotoğraf eklerseniz bu uygundur. Tabii projenin içeriğine göre de eklemeler yapmayı unutmayınız.

5. Mail adresleri ve kullanıcı adlarına dikkat!

Başvurularınızda adınız ve soyadınızı içeren bir mail adresi kullanmanızı tavsiye ederiz. Çok ilginç mail adresleri gördük. Aynı durum sosyal medya kullanıcı adlarınız için de geçerlidir. “crazy_girl_55” şeklinde bir sosyal medya kullanıcı adı seçilmenizde engel oluşturacaktır. Sosyal medaya hesaplarınızın bir özgeçmiş olduğunu unutmayınız.

6. Mail gönderirken “konu”, “içerik” ve “imza” kısmını unutmayınız!

Bizlere gelen maillerde gördüğümüz kadarıyla genelde gençlerimiz sadece başvuru da istenen dökümanları mail olarak göndermektedir. Kurumsal bir yapı ile yazıştığınızı ve o kurumun temsilcisinin sizin mailinizi inceleyeceğini unutmayınız. Bu yüzden maillerinizde konu, içerik ve imza alanlarını boş bırakmayınız. Ayrıca TÜM METNİ BÜYÜK HARFLE YAZMAYINIZ!

comments 23,583

GENÇLİK ÇALIŞMALARININ TARİHİ

BÖLÜM 1

Gençlik çalışmalarının tarihi, 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin doğuşuna kadar uzanıyor. Genç erkeklerin sanayi devrimi ile büyük şehirlere iş bulma amacıyla tanışması sonucu kentsel alanlarda ortaya çıkan bir gençlik kültürüdür. Gençlik çalışmaları bu göç ile başlamıştır diyebiliriz.

BÖLÜM 2

1844 yılında tek amacı şehre yeni gelen genç erkeklere rehberlik yapmak olan ilk örgüt kuruldu. YMCA (Young Men’s Christian Association), George Williams adlı Londralı bir adam tarafından kuruldu. Williams’ın amacı, çevredeki erkeklere yönelik bir organizasyon kurmaktı. Bir yandan misyonerlik amacı güden bu organizasyon ilerleyen yıllarda kurulan pansiyon ile daha da güçlendi. İlerleyen yıllarda sosyal ve kültürel etkinliklerle yelpazesini geliştiren organizasyon günümüzde hala aktiftir.

BÖLÜM 3

Gençlik çalışmalarının ilk yıllarında, genç kadınlarla çalışmak daha az önemli olarak görülüyordu. O dönemlerde genç kadınların ev hayatlarının olduğu ve ev işlerine odaklandıklarını düşünülmektedi.

Bu düşünce 1878’de Maude Stanley adlı aktivist ve ilk kadın gençlik çalışanı ortaya çıkıp Girls Club Union (Kızlar Kulübü Birliği) adlı organizasyonu kurana kadar devam etti.

BÖLÜM 4

1902’de ABD’de Woodcraft Kızılderilileri adlı organizasyon Ernest Thompson Seton tarafından kuruldu. İsme rağmen, program kızılderili olmayan gençler için oluşturuldu. İlk başta grup sadece erkekler içindi, ancak daha sonra kadınları da dahil ettiler.

Seton, Connecticut kasabasındaki çocuklara açık havadaki “Woodcraft” (ormanda yaşamın bilgi ve becerileri) ve Amerikan yerlileri hakkında dersler verdi. Program uluslararası arenada yayıldı ve Woodcraft adıyla bilinir hale geldi.

Seton’ın Woodcraft programı daha sonraki gençlik programları, organizasyonları ve özellikle İzci Hareketi üzerinde de güçlü bir etkiye sahiptir.

BÖLÜM 5

İkinci dünya savaşı sırasında liderler, muhtemelen nükleer bombalarla savaşacak ve insanlığı imha edecek olan III. Dünya Savaşı’nı önleme stratejileri arıyordu. Uygulanan stratejilerden biri, dünya çapında gençlik örgütleri kurmak ve benzer ilgi alanlarına sahip gençlerin gençlik değişimine katılmalarını sağlamaktı. 

Bu etkinliklerde, farklı ülke ve kültürlerden gençler birbirlerini tanıyacak, yapıcı faaliyetler etrafında bir araya gelecek ve toplumlarına olumlu deneyimler getireceklerdir. Bu gençler ve genç yetişkinler sonunda sorumluluk alanlarında yetişkin olacaklar ve bir kriz durumunda, bu sivil ağın savaş değiştiren söylemlere, yalanlara ve dezenformasyona direneceği umuluyordu. 

Böylece, örn. 1956 yılında, UNESCO’nun IUCN – Uluslararası Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması Birliği – Dünya Koruma Birliği olarak adlandırıldığından beri, bir gençlik bölümü oluşturdu, IYF – Uluslararası Doğa Araştırmaları ve Uluslararası Gençlik Federasyonu – Çevre Araştırmaları için Uluslararası Gençlik Federasyonu olarak yeniden adlandırıldı.

BÖLÜM 6

1959’da basında genç suçlarla ilgili yayılan haberler, İngiliz hükümetinin gençlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ulusal bir yöntem aramasına yol açtı. 

1960 yılında, Albemarle Raporu olarak bilinen ve yerel hükümet kurumlarının gençler için ders dışı faaliyetler sağlama sorumluluğunu üstlenmesinin gerekliliğini belirten bir hükümet raporu yayınlandı. İlk kez gençlik merkezleri ve tam ücretli tam zamanlı gençlik çalışanları tüm Britanya’da haklarına kavuştular.

Beş yıl sonra Ulusal Gençlik Kulüpleri Birliği ülke genelinde yapılan çalışmalar hakkında ilk raporunu hazırladı.

GÜNÜMÜZ

Günümüzde gençlik çalışmaları çok farklı kurum ve kuruluşlarca hemen hemen her yerde yapılmaktadır.

Kariyerimin ilk yıllarında Erzurum Büyükşehir Belediyesi Eurodesk Temas Noktasında Gençlik Bilgi Çalışanı olarak bu dünyaya adım attım.

Ardından Erzurum Aziziye Kaymakamlığı ve Aziziye Belediyesi’nde proje uzmanı ve gençlik çalışanı olarak çalıştım.

Kamu kurumları maceramın son ayağında ise Erzurum Valiliği Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Bürosu’nda proje uzmanı ve gençlik çalışanı olarak görev aldım.

Bütün bu kamu macerasının ardından Sosyal Gençlik Derneği bünyeside çalışmaya karar verdim. Artık pek çok farklı kamu kurumuna proje danışmanlığı yapıyor ve derneğin gençlik çalışanı olarak yola devam ediyorum.

Gördüğünüz gibi farklı kurum ve kuruluşlar artık gençlik çalışmaları ile ilgilenmektedir. Sizde kendinize en yakın organizasyonları bulup bilgi alabilirsiniz.

comments 10,191

ERASMUS ÇOCUKLARI

2014 yılından beri hayatımızda olan Erasmus+ Programı hakkında bugüne kadar pek çok istatistiği sizlerle paylaştık. Bu istatistiklerde genelde katılımcı sayıları ve bütçeler üzerine odaklandığımızı sizlerde gördünüz. Bu günkü yazımda ise tamamen farklı bir istatistiği kaleme almak istedim.

Avrupa Birliği’nin eğitim, gençlik ve spor başlıklarında yürüttüğü programlar yedi yılda bir yeniden yapılandırılarak yeni bir isimle karşımıza gelir. Şu anda uygulanan Erasmus+ programından önceki programlarda Erasmus adı akıllara kazınmıştı. 1987 – 2013 yıllarında uygulanan bu programa yaklaşık 3 milyon kişi katıldı. Tabi bu sürecin etki analizi de yapıldı. 2014 yılında paylaşılan raporda pek çok istatistik bulunmaktadır. Bugüne kadar bunları dönem dönem sayfamızda paylaştık. Şimdi ise aralarından en farklı olanı sizlerle paylaşmak istedim.

Raporu inceleyen Hürriyet gazetesi 2014 yılında bir yazı kaleme almış. Çok güzel anlatılan ve istatistiklerle bezenen bu yazıyı keyifle okuyacağınıza eminim.

HÜRRİYET GAZETESİNİN YAZISI

AB Komisyonu’nun gerçekleştirdiği yeni bir araştırma, Türkiye’nin de parçası olduğu Erasmus Öğrenci Değişim Programı’na katılıp altı ay ya da bir yıllığına yabancı ülkede eğitim gören üniversite öğrencilerinin, burada kurdukları ilişkiler sonucunda bir milyondan fazla bebek dünyaya getirdiğini ortaya çıkardı.

28 AB ülkesinin yanı sıra İsviçre, İzlanda, Norveç, Lichtenstein ve Türkiye’den öğrencilerin katıldığı Erasmus Programı’nın başarısını ölçmek için 88 binden fazla öğrenci, öğretmen ve işveren ile görüşen yetkililer, programa katılan öğrencilerin yüzde 27’sinin uzun süre birlikte oldukları partnerleri ile bu sırada tanıştığını da ortaya koydu. Programın başladığı 1987 yılından beri 3 milyona yakın öğrenci Erasmus’la yurt dışında yaşama fırsatı buldu. 

AB Komisyonu sözcülerinden Pia Ahrenkilde Hansen konu ile ilgili yaptığı açıklamada program sonucunda 1 milyon bebeğin dünyaya geldiğini gösteren istatistiğin “mutluluk verici” olduğunu ve bu rakamın “programın birçok pozitif değer yarattığını kanıtladığını” söyledi.

227 sayfalık Erasmus araştırmasında, programa katılan öğrencilerin hayatlarının geri kalanında doğduklarından farklı bir Avrupa ülkesinde yaşamaya da daha meyilli olduğu tespit edildi.

Araştırma sonucunda, ortalama yılda 40 bin bebeğin doğduğu dev “Erasmus ailesi” mensuplarının yüzde 40’nın başka bir ülkede iş bulduğu veya iş kurduğu da tespit edildi. Araştırmaya göre, Erasmus programına katılanlardan üçte biri konuk olarak gittiği ülkede iş teklifi alabiliyor. Her 10 öğrenciden biri ise kendi işini kuruyor.

Ayrıca yüzde 93 gibi yüksek bir orandaki katılımcı da Erasmus sonrası başka bir ülkede yaşamakta zorluk çekmediğini belirtti.

AB Komisyonu’nun Eğitim, Kültür, Gençlik ve Çokdillilikten sorumlu komiseri Androulla Vassiliou zaten ülkelerinde zor iş bulan ve ekonomik krize takılan gençlerin Erasmus sayesinde özellikle yabancı bir ülkede eğitim görmesiyle iş olanaklarının çoğaldığını hatırlatarak, “Üniversitelerin Erasmus programını daha fazla desteklemek gerek. AB’nin bütçe konusunda da cömert davrandığını biliyoruz. Erasmus giderek çok faydalı ve topluma sosyal güzellikler kazandıran bir eğitim organizasyonu oldu” dedi. 

KAYNAK: https://www.hurriyet.com.tr/dunya/erasmus-programi-1-milyon-bebegin-dogmasina-vesile-oldu-27265737

comments 17,018

BİR GENÇLİK ÇALIŞANININ 24 SAATİ

Bir gençlik çalışanı olarak ne iş yaptığımı anlatmakta çoğu zaman zorlanmaktayım. Bu konuya buradaki yazımda da değinmişim. Gençlik çalışanları olarak bizler çok planlı bir hayat yaşayamıyoruz maalesef. Sizlere bu yazımda ortalama bir günümün nasıl geçtiğini anlatmaya çalışacağım.

UYKU

Günde 4-5 saatten fazla uyuyan birisi değilim. Uyku saatlerim genelde 03:00 ile 08:00 arasıdır. Bu tempoda yaşamak için alışkın olmak şart tabi ki.

10-12 saat uyuduğum öğrencilik zamanlarımı “En güzel zamanlarımı boşa harcamışım.” diye düşünüyorum. Günde 8-9 saat yerine 4-5 saat uyuma alışkanlığımı 7-8 yıldır devam ettiyorum. Bu sayede uykudan arttırdığım ortalama 4 saatlik zamanın yarısını profesyonel hayatıma yarısını ise kişisel hayatıma ayırarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.

GÜNÜN İLK SAATLERİ

Gelelim günümün nasıl geçtiğine… Sizler beni benim bir nevi hobi olarak gördüğüm Sosyal Gençlik Derneği Proje Danışmanı kimliğim ile tanıyorsunuz. Bunun yanı sıra 8-5 mesai yaptığım kamu kimliğim de var. Hatta kamu kimliğim çoğu zaman birden fazla oluyor. Çalıştığım kurumun yanı sıra danışmanlık yaptığım kurumlar da iş yükümü tabi ki arttırıyor. Ancak severek yaptığınız bir işe sahipseniz bu size yük olmaktan çıkıp zevk veren bir aktivite oluyor.

Genelde tek gözüm kapalı gittiğim iş yerinde önce e-postalarımı kontrol ederim. Ofiste kahvaltı yaptığımı da düşünecek olursak kahvaltı sırasında ben uyurken ne tür e-postalar almışım ve sosyal medya hesaplarımda neler olmuş kontrol etmek ilk aktivitelerim.

GÜNÜ PLANLAMAK

Uzun vadeli planlar pek yapamıyorum çünkü çoğu zaman bu planlarım bozuluyor. Bir ufak anımdan bahsederek konuya döneyim. 

Bir bayram tatili öncesinde ailemi ziyarete gitmek için hazırlık yaparken bir telefon geldi. Vali bey acil çağırdı. Sanırım 4 gün sonra eve dönmüştüm. Yarısı dolu bavulumu boşaltıp rutin yaşantıma dönmüştüm.

Bu tip olaylar çok sık olduğundan ben genelde günü planlayarak yaşamaya çalışıyorum. Yaşamaya çalışıyorum çünkü yine vali ya da belediye başkanı gibi çalıştığım kişiler ansızın arayıp bir iş verebiliyorlar. Küçük bir not defteri her zaman masamın bir köşesinde durur. Bu not defterinde yapacağım işler madde madde yazılıdır. Hızlı bir göz gezdiririm ve o gün halledebileceklerimi post-it kağıtlarına yazıp bilgisayar ekranının sağına soluna yapıştırırım. Ardından o gün yapmam gereken ve not defterinde olmayan işleri de düşünüp aynı işlemi uygularım. 

İŞLEM SIRASI ÖNEMLİ

Notlarıma hızlıca göz atar ve kafamdan bir sıralama yaparım. Bu sayede gün içerisinde hangi işe ne kadar vakit ayıracağımı planlamış olurum. Tabi bütün bu işlemleri yaptıktan sonra saat neredeyse 10 olmuştur. 

İşlerim için kafamda belirlediğim sürelerden kısa sürede bitirdiğim işler olduğunda hemen diğer işe geçiş yapmam. Biraz dinlenme ve soluklanma anı bırakıp ardından zamanı gelince sıradaki işe başlarım.

Bu şekilde normal mesai saatim biter ancak asıl iş benim için mesai sonrası başlar.

GENÇLİK ÇALIŞANI İÇİN RESMİ MESAİ SAATİ OLMAZ

Eğer iş yüküm fazla ise bir kafede çalışmayı tercih ederim. Evde dikkatimi dağıtacak çok unsur ve fazla rahatlık olduğundan kendimi dışarı atar biraz gürültülü biraz da rahatsız olan kafelerde oturup kahvemi yudumlayarak mesai sonrası işlerime başlarım. 

Mesai sonrasında genelde dernek işleri ve danışmanlık yaptığım kurumların işleri ile ilgilenirim. Dernek işleri nispeten basittir. Çünkü çoğu işlem zaten uzun zamandır planladığım, aklımın bir köşesinde olan ya da dernek not defterine yazdığım işlerdir. Eğer farklı kurumların çalışmalarına yardım amaçlı işlerim var ise durum biraz daha karışık bir hal alır. Genelde skype ve telefon görüşmeleri, online ya da birebir toplantılar, raporlamalar, planlamalar vb. çalışmalar olur. Tabi en zor kısmı ise online toplantılar ve telefon-skype görüşmeleridir. 

Genellikle akşam 6-7 civarı başladğım bu işler 11-12 civarı sona erer. Tabi uzama durumu da olabilir. Gece yarısından sonra uyuma saatime kadarki zamanı kişisel zamanım olarak ayırmaya çalışırım. Not: Şu anda saat 01:41’dir. 

GENÇLİK ÇALIŞMASININ ZAMANI VE MEKANI OLMAZ

Mesai kavramının olmadığı zamanlar özellikle gönüllülerimin yurt dışında olduğu zamanlardır. O günlerde her zaman telefonun çalabilme ihtimali vardır ve ben buna hep hazırlıklıyımdır. Sizlere gönüllülerim yurt dışındayken nasıl bir hayat yaşadığıma dair başka bir yazı da hazırlayacağım.

Size biraz istatistik vereyim. Yaklaşık 11 yıldır bu işlerin içerisindeyim ve bunu 8 yılını profesyonel anlamda geçirdim. Ancak 4 yıl önce kamuda çalışmanın yanı sıra bu işi yapınca istatistikler bir anda değişmeye başladı. Bu arada çalıştığım kuumda gençlik çalışanı, eğitmen ve proje koordinatörü sıfatları ile görev aldığımı da belirteyim.

Neyse istatistiklere geleyim. Verilerin ortalama olduğunu hatırlatayım. 

Günde;

  • 50 telefon görüşmesi (minimum 4 dakika maksimum 2 saat), 
  • 35-40 e-posta ile soru cevaplama
  • 60-70 sosyal medyadan soru cevaplama
  • Minimum 25 maksimum 75 sayfa yazı yazmak (word programında 12 punto ile yazılmaktadır)
  • 20-25 bardak çay
  • 5-10 bardak kahve

Bunlara ek olarak asla şarjı bitmemesi gereken bir telefon ve asla kapanmaması gereken bir bilgisayarın sürekli yanımda olduğunu söylemek istiyorum. Nadiren (ayda 1 kez) bilgisayarımı yanıma almadan dışarı çıkınca yanımdaki arkadaşlarım bile şaşırıyor. 

Projeler için yaptığım mülakatlarda gençlere “Neden öğrenci kulüplerinin ya da derneklerin faaliyetlerine katılmadın?” diye sorduğumda “Çok yoğunum. Bölümüm çok zor.” şeklinde cevap alıyorum ve “Bir kamu kurumunda 8-5 mesai yapıyor, 5-6 farklı kuruma danışmanlık yapıyor, can sıkıntısından bir dernek kurdum ve bunu yürütüyor ve bütün bunların yanı sıra hafta sonlarında katılabileceğim sosyal-kültürel aktiviteler arıyorum.” cevabını veriyorum. 

Konu tamamen sizin gününüzü nasıl değerlendirdiğiniz ile alakalı. Bir işin zor olması ya da olmaması ile alakalı değil. Kendinize, mesleğinize ve hobilerinize vakit ayırın. 1-2 saat az uyumak çok şey kazandırır. 

Umarım sizlere faydalı olabilcek bir yazı olmuştur. Bayağı uzattığımın farkındayım ama ben yazarken keyif aldım. Umarım siz de okurken keyif alırsınız. 

comments 30,832

BEN TOY DEĞİLİM!

Bütün ümidim gençliktedir.

M. K. Atatürk

1985 yılı tüm dünyada Gençlik Yılı olarak kutlanmıştır. Ülkemizde de kurumlar bu kutlamalara katılmıştır. Ülkemizde gençler için daha da önemli bi tarih var. 19 Mayıs! Ulu Önder M. K. Atatürk’ün Gençlik ve Spor Bayramı ilan ettiği bu tarihte ülkemizin dört bir köşesinde kutlamalar düzenlenir. Bir gençlik çalışanı ve Samsunlu birisi olarak benim için 19 Mayıs’ın anlamı her zaman başkadır.Bayram, etkinliki kutlama vb. iyi de biz gençlerimizi nerede görüyoruz acaba?

Ülkemizde genç olmak henüz tam tanımlanamamış bir durum sanki. Bunu neden mi söylüyorum? Haydi gelin beraber Türk Dil Kurumu’nun Büyük Türkçe Sözlüğünde genç ve gençlik kelimelerinin tanımlamalarına bakalım.

Ekran görüntüleri aşağıdaki gibidir.

Bu tanımlamaları ilk duyduğumda “Yok canım olamaz!” diye düşünmedim değil. Hemen kontrol ettim ve sonuç yukarıdaki gibi…

Genç tanımında: Zihin bakımından yeterince gelişmemiş,toy. Tanımlamasını görünce şok oldum!

Biraz araştırma yapmak adına genç tanımını hangi yaş aralıklarına göre yaptıklarına göz atmak istedim.

Avrupa Birliği’ne göre 13-30 yaş arası bireylere genç denir.

Ülkemizde bu konunun sorumlusu olan Gençlik ve Spor Bakanlığı‘na göre ise; 14-29 yaş arası bireylere genç denir.

Gördüğünüz üzere yaş aralıkları çok çok yakın. Kendim ve hedef kitlemdeki kişiler bu yaş aralıklarında olduğu için bu tanımlamalar beni daha da fazla rahatsız etti.

Genç bir gençlik çalışanı olarak toy şeklinde tanımlanmak gerçekten acı verici…

sivilsayfalar.org adlı sayfadan aldığım veriye göre ülkemizde 14-29 yaş arası 8 milletvekili mevcuttur…

Maalesef ülkemizde gençler yeterince değerli değiller. Tanımlamasının değiştirilmesi için bir kaç girişim oldu ancak genç ve gençlik kelimlerinin tanımlamaları hala Türk Dil Kurumu’na göre paylaştığım şekildedir.

10 yıldır gençlik çalışmalarının içerisinde olan bir birey olarak bu tanımlamalar mı beni üzsün yoksa kimsenin bu konuda doğru dürüst adımlar atmaması mı beni üzsün bilemedim. Yorum sizin.

comments 12,683

BİR GENÇLİK ÇALIŞANI NE İŞ YAPAR?

Gençlerin hayatlarını etkileyen her konuda çalışan ve gelişmiş ülkelerde bir hayli ilerlemiş ancak ülkemizde yeni yeni gündeme gelen bir konudur gençlik çalışmaları.

Gençlerin; kişisel, sosyal ve eğitimsel gelişimlerini destekleyen profesyonel veya gönüllü bireylere gençlik çalışanı denir.

Gençlik çalışanları gençliğinden tatmin olmuş, etrafındaki gençlere bir katkısı olması amacıyla çalışmalar planlar ve yürütür.

Gençlerin istihdam edilebilirliklerini arttırmaya yönelik çalışmaların odak noktasında olduğu gençlik çalışanları ülkemizde sivil toplum kuruluşlarında rol alırlar.

Proje temelli çalışmalar ile kaynak bulup planlanan faaliyetleri harekete geçirirler.

Instagram’da Sosyal Gençlik Derneği ve Erasmus+ Rehberi sayfalarını takip etmeyi unutmayın!

comments 7,229

KLAVYE DELİLANLILARI

‘’Klavye Delikanlılığı’’ son yıllarda gittikçe popülerleşen bu meslek grubundan kişilerle sık sık karşılaşıyorum. Hemen hemen her gün bir-iki kişiyi sosyal medyada engellemek zorunda kalıyorum. Sebebi ise tamamen kişisel isteklerini karşılamadığım için aldığım hakaret ve küfürler.

Evet. Yıllardır aynı durum. 10 yıldır gençlik çalışmalarının içerisindeyim. Kabaca 1500-2000 gencimizin yurt dışına gitmesine bir şekilde vesile olmuşumdur. Tabi meyve veren ağaç taşlanır sözünün ardından gelen saldırılara da alıştık. Biz alıştık alışmasına da saldıran bu şahısların seviyesi de bilgi becerileri de gittikçe azaldı. 

En çok karşılaştığım durum ise beni nereye şikayet edeceklerini bir türlü tutturamamaları. Örnek vereyim:

  • Kişisel hesabımdan gerçekleşen bir görüşmede istediğini alamayınca çalıştığım kuruma şikayet etmek.
  • A Belediyesinde çalıştığım dönemde beni B Valiliğine şikayet etmeleri.
  • C Derneğinin sosyal medya hesabından yaptığım görüşmeler nedeniyle D Kaymakamlığına şikayet etmek.

vb. durumlarla çok karşılaştım. 

Hepsine gülüp geçiyorum. Boşuna şikayet etmeyin yani. Sosyal medyanın hiçbir alanında kimseye hakaret etmem. Öyle bir şey göremezsiniz. E o zaman sadece fikirlerimi beğenmediğiniz için beni şikayet edebilir misiniz?

Tabi ki hayır!

Uğraşan çok oluyor. Ancak ben bunlara hep gülüyorum. Herkesi memnun etmem imkansız. Her gün onlarca insanla tanışıyorum. Bunların onda biri sosyal medyadan beni bulup takip ediyor. Bir gün beğenmedikleri bir şey paylaştığımda ise hemen klavye delikanlısı olup saldırıya geçiyorlar. ‘’Beğenmiyorsanız takip etmeyin!’’ diyorum sürekli ama tek dertleri laf sokan bir mesaj atıp öyle çekip gitmek. Ben salak mıyım? Tabi ki bu insanlara böyle bir fırsat vermeden hemen engelliyorum. 

Şahsi hesabıma günde 5-10 mesaj geliyor. Tanımadığım kişilerden. Hem de bir merhaba bile demeden direkt konuya atılıyor ve ‘’….. Projesine başvuru yapmıştım…..’’ 

Buna ben hayatta cevap vermem. Aynı şahıs ikinci kez mesaj gönderirse: ‘’Şahsi hesabımdan işim hakkındaki konularda görüşme gerçekleştirmiyorum. Lütfen bana kurumsal kanallardan ulaşınız’’ şeklinde bir mesaj gönderirim.

Bunu gördüğü halde hala saldırırcasına üçüncü hatta dördüncü mesajla saldırıya geçenler oluyor. Tabi anında engelliyorum.

Gençler, yapmayın etmeyin. Yalandan yere insanlara saldırmayın. Karşınızdaki insanın özel bir hayatı var. O insana mesleği ne olursa olsun hemen ulaşıp mesaj atıp cevap alacağınızı düşünmeyin.

Şikayetler ve hakaret dolu mesajlar kesilmeyecek biliyorum. Ancak bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bir gün sizler benim gibi günde onlarca kişi ile tanışıp bunlardan sayısız mesaj alan insanlardan biri olmazsınız. 

Konu ne olursa olsun bir insana direkt mesaj atıp mevzuya dalmayın. Bu temenni ile bu yazıyı da sonlandıralım. Klavye delikanlılığından uzak durun!

comments 7,792

KLASİK MEDYA ÖLDÜ MÜ?

Not: Bu yazıyı Mayıs 2019’da kaleme almıştım. Güncelleme yapıp tekrar paylaşmak istedim.

Amerikan NBC kanalı sevilen dizi The Big Bang Theory dizisinin 16 Mayıs 2019’da yayınlanacak olan 12. sezonun final bölümü ile ekranlara veda etti.

Benim de her bölümünü merakla beklediğim bu mükemmel diziye artık veda ettik. Peki neden?

Klasik Medya Ölüyor Mu?

Bence evet. Artık klasik televizyon yayıncılığının yerini dijital yayıncılık alıyor. Amazon ve Netflix gibi dünya devlerinin yanısıra ülkemizde de dijital yayıncılık yapan platformların sayısının arttığını görüyoruz. Bir dizinin yapım maliyeti ve reklam gelirleri düşünüldüğünde dijital yayın platformlarının klasik medya kanallarından birkaç adım önde olduğu aşikar.

The Big Bang Theory’ye Veda

Kanallar artık birer birer dizilerini öldürürken bu akıma son kapılan da The Big Bang Theory oldu. Her bölümünü 12-16 milyon insanın izlediği bir dizi olmasına rağmen fişi çekildi. 

Dijital yayın platformlarının film endüstrisini de etkilediğini fark ediyoruz. Artık film yapımcılarının ve oyuncularının yavaş yavaş bu platformlara kaydığını ve izleyicilerin de bundan gayet memnun olduğunu gözlemliyorum.

İzleyiciler artık 100-120 dakikada bitecek bir hikayeden çok 40ar 50şer dakikalık bölümlerden oluşan uzun soluklu hikayeleri talep eder oldu. Bunu sağlamak ise dijital platformlara kaldı.

Yakın gelecekte – tahminlerime göre 2025’e kadar- klasik medya organları yavaş yavaş yok olup dijital platformlara taşınacağız. Bunun en büyük sebebi ise izleyicilerdir.

Reklamsız, aralıksız ve farklı dil -altyazı- destekleri ile istedikleri zaman istedikleri içeriği izleyebilme özgürlüğü izleyiciler için paha biçilemez bir durum.

Artık herkes birer Netflix ya da benzeri bir platform üyeliği almaya başladı. 

The Big Bang Theory dizisine veda ederken Young Sheldon dizisi ile ineklerin dünyasını tanımaya devam edeceğiz. 

12 sezon ile en uzun sit-com dizisi olarak tarihe geçen bu diziye bir hayranı olarak teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Mükemmel anlar yaşattı ve unutulmaz karakterleri hayatımıza kattı. Her güzel şeyde olduğu gibi bunda da sona ulaştık.

comments 11,754

BAŞIMIZA GELMEYEN KALMADI

Erasmus+ Gençlik Programı alanında çalışan proje koordinatörleri olarak sık sık bir araya geliyoruz ve tecrübelerimizi birbirimizle paylaşıyoruz. Bu tecrübe paylaşımı bizler için çok önemli. Birimizin yaşadığı sıkıntıyı diğerlerimizin bilmesi ve benzer bir olay yaşadığında çözümü kolayca bulması için adeta rehberlik ediyor. Projelerde hep ağın (network) öneminden bahsediyoruz. Bu paylaşımlar da ağın güncel kalmasını sağlayan mükemmel araçlardan bir tanesi.

KOLU KIRILAN KATILIMCI

Sizlere pek çok anı ve anekdottan bahsedeceğim. Gençlik bilgilendirmesi yaparken katılımcı adaylarının hemen hemen hepsinin bir tek sorusu var:

Başımıza bir şey gelirse ne yapacağız?

Bu soruya hep örnek vermelerini isteyerek cevap veriyorum. Tabi gelen cevaplar genelde kaybolmak gibi basit bir konuda oluyor. Günümüz bilgi iletişim çağında Dünya’nın neresinde olursanız olun kaybolmak kolay değil. Hatta NASA Mars’ın bile haritalarını yayınlıyor. Yakında Google Maps üzerinden Mars gezegeninin haritasını bile görebileceksiniz. Bunlar bizler için basit olaylar. Katılımcı adaylarına sık sık söylediğim gibi merak etmeyin cidden başımıza gelmeyen kalmadı.

Bir proje öncesi katılımcıları belirlemiş, biletleri almış, sigortaları yapmış ve son kontrolleri gerçekleştirmekteydim. Yolculuğa 6 gün kala katılımcılarımdan biri gitmekten vazgeçti. Tabi bu durum beni ve kurumumu çok zor bir duruma sokacaktı. Biletler alınmış ve her şey hazırdı. Bende doğal olarak bu isteği geri çevirdim. Ertesi gün elinde bir rapor ile ofisime geldi. Rapora göre kolu kırılmıştı. Ancak görüntü hiç öyle değildi. Kamu kurumlarında evrak esas alınır. Bu evrak ile işlemlerini yapmakla yükümlüyüm. İşin ahlaki boyutunun sorgusunu size bırakıyorum tabi ki…

METRODA KAYBOLAN KATILIMCI

Projelerde kaybolma korkusu sanırım her katılımcının en büyük korkusu. Tabi biz de endişeleniyoruz sizi kaybederiz falan diye ama bu endişe aslında iletişim kopukluğu yaşamak üzerine. Bir projede katılımcımı kaybettim. Aslında katılımcım ile iletişimi kaybettim. Havalimanını arayıp anons ettirdik ama orada olmadığını anlamamız uzun sürmedi. Lizbon’da geziyor olma ihtimalini bildiğimizden hemen metroyu arayıp bir de orada anons ettirdik. Bu kez sonuç alındı. İletişim kurmak aslında sizin sandığınız kadar zor değil. Dil bilseniz de bilmesenizde bu tip durumlar yaşanabilir ve bizler de bunu çözmek için gerekli adımları atarız.

ÜLKEYİ BİTİREN KATILIMCILAR

Genelde projelerde biz koordinatörlerin en çok yaşadığı sorunların başında gelen bu durum aslında üzücü bir durum. Katılımcılarımız sık sık “Hocam biz başka ülkelere gitmek istiyoruz burada yapacak bir şey yok.” diyerek proje için gittiği ülkeyi terk edip başka bir ülkeyi ziyaret etmek istiyor. Tabi ki gezsin görsün ancak “yapacak bir şey yok” ifadesine açıkçası uyuz oluyoruz. “Koskoca ülke bitti mi lan!” diyoruz kendi kendimize…

24 SAATTEN KISA SÜREDE BİTEN ŞEHİRLER

Sıkça yaşanan bu durumun bir de şehir versiyonu var. Katılımcılar gidecekleri yeri pek araştırmadan projeye katılımlarını onaylıyor ve gidecekleri yeri pek araştırmıyorlar. Avrupa’da şehirlerin küçük olduğunu her fırsatta dile getirsekte gidip görmeden anlamaları zor oluyor tabi. Çok yakın bir zamanda başıma gelen olayda katılımcılarım projenin gerçekleşeceği şehirden çıkıp başka bir şehre gitmek istediler. Bu istek normalde umrumda olmaz. Ancak kendileri daha o şehre gideli yaklaşık 20 saat olmuştu. Bunun muhtemelen bir kısmı dinlenme ile geçti ve kalan sürede kaldıkları yerin etrafında bir tur attılar…

Projenin gerçekleşeceği şehre gideli 20 saat bile olmamışken kalkıp başka şehirleri ziyaret etmek istemek neyin kafası diye düşünmeden edemiyor insan. 

ALIŞTIK ARTIK

Proje koordinatörleri olarak bir araya geldiğimizde paylaştığımız bu anılarımızın sonunda kahvelerimizi yudumlarken “Abi alıştık artık ya…” ifadesi ile başka bir konuya geçiyoruz. Ama alışmak istemiyoruz! Tüm projelerde en sorumsuz katılımcılar Türkiye, İtalya ve İspanya’dan gelenler oluyor genelde. 

ÇOĞU KİŞİNİN PROJE İÇERİĞİNDEN HABERİ YOK!

Evet bu doğru. Katılımcılarımızın çoğu projenin içeriğinde bir haber katılıyor. Biz bilgilendirmediğimizden değil. Okumadıklarından. Sular kesilmiştir muhtemelen. Ne şehir araştırılır, ne konu, ne de Erasmus+ Gençlik Programı… 

Başvuru yapmak üzere olan siz gençlere sesleniyorum. Lütfen araştırın! Araştırdığınızı ve olaya hakim olduğunuzu başvurularınızda gösterin. Bizler her zaman “Eskiden katılımcı seçmek çok zordu. Herkes çok ilgiliydi. Başvuru formları arasında kaldığımız ve kararsızlık yaşadığımız saatler vardı.” diyoruz birbirimize. Artık ise “Geçen birisi başvuru formunda doğu tarihini xx.xx.2019 yazmış. Sonra dikkatimi çekti başvuranların %15’i öyle yazmış” diyor ve açıkçası katılımcı seçmekte yine zorlanıyoruz. Ancak bu kez kaliteli başvuru sayısının fazla olduğundan dolayı değil. Kalitesiz başvuru fazla olduğundan…